TÜRKİYE KAMU ÇALIŞANLARI KALKINMA VE DAYANIŞMA VAK
ANASAYFA HABER ARA FOTO GALERİ VİDEOLAR ANKETLER SİTENE EKLE RSS KAYNAĞI İLETİŞİM

EN ÇOK OKUNANLAR

TARİH SAAT

 

HİCRİ

NAMAZ VAKİTLERİ


TARİHTE BUGÜN

sss fdg dfgdf

SAYAÇ


Website counter    
Çankırı TÜRKAV Prof.Dr. Ömer Çakır'ı Konuk Etti

Çankırı TÜRKAV Prof.Dr. Ömer Çakır'ı Konuk Etti

Tarih 31/Mart/2016, 18:21 Editör İsa BÖLÜKBAŞI

TÜRKAV Çankırı İl Başkanlığının bu hafta ki konuğu, Türk Edebiyatında Çanakkale Muharebeleri konulu bir söyleşi yapmak üzere Çankırı Karatekin Üniversitesi Türkiyat Enstitüsü Müdürü Prof.Dr. Ömer Çakır oldu.

TÜRKAV Çankırı İl Başkanlığının bu hafta ki konuğu, Türk Edebiyatında Çanakkale Muharebeleri konulu bir söyleşi yapmak üzere Çankırı Karatekin Üniversitesi Türkiyat Enstitüsü Müdürü Prof.Dr. Ömer Çakır oldu.

Değerli katılımcılar öncelikle, Sayın Prof.Dr. Ömer Çakır hocamla bu akşam TÜRKAV’da yapacağımız programa hoş geldiniz, sizlere hayırlı akşamlar diliyorum diyerek konuşmasına başlayan TÜRKAV Çankırı İl Başkanı İsa Bölükbaşı şunları kaydetti.

Kıymetli misafirler, geçen hafta TÜRKAV olarak bu sene 7.sini düzenlediğimiz geleneksel Çanakkale cephesinde savaşan Mehmetçiğin bir günlük iaşesi, hatim duası ve resim sergisi etkinliğini gerçekleştirdik.  Bu akşamda Prof.Dr. Ömer Çakır hocamdan Türk edebiyatına Çanakkale muharebeleri konulu bir söyleşi gerçekleştireceğiz. Çanakkale şehitleri nezdinde bu vatan için hayatının baharında şahadet şerbetini içen aziz şehitlerimizi anarken onlar için ne söylense, ne konuşulsa, ne yapılsa azdır diye düşünüyorum.  Çünkü Sayın hocamın daha önceki sohbetlerinde söylediği gibi büyük bir yenilgiye uğrayarak çekildiğimiz Balkanlardan ne oldu da top yekûn Çanakkale’yi savunmaya geçtik? İşte bunu iyi anlamamız lazım. Çanakkale düşerse İstanbul düşer; İstanbul düşerse, Anadolu düşer, Türk Milleti düşer, İslam âlemi düşer diyen ecdadımız Çanakkale’yi, canıyla, malıyla, çoluk, çocuk, yaşlı genç savunmaya geçmişlerdir. Çanakkale adeta Türk Milletinin ikinci Ergenokon’dan çıkışı olmuştur, diyor sözü sayın hocama bırakıyorum dedi.

Öncelikle sözlerime başlarken bana burada sizlere hitap etme fırsatı verdiği için İsa Beyin şahsında TÜRKAV yetkililerine, sizler de nezaket gösterip geldiğiniz için sizlere teşekkürlerimi, saygı ve sevgilerimi sunarım diyerek konuşmasına başlayan Prof.Dr. Ömer Çakır şöyle devam etti.

Kıymetli misafirler, bizim tarihimizde bir takım olayları düzenli bir şekilde hatırlamamız, hatırlatmamız, hem bir tarih bilincini, hem bir tarih şuurunu bir yönüyle tazelemek; bir yönüyle de onu canlı tutma adına konuşmamız gereken hususlar dönemeç noktaları vardır. Bunlardan bir tanesi de Çanakkale Savaşları veya o günkü adıyla Çanakkale Muharebeleri’dir.

Başta Çanakkale Savaşı olmak üzere Türk harp edebiyatı üzerine araştırmalar yapmaya çalışıyorum. Ben şahsen araştırmalarımın çoğunda; kendi kültürümüz, kendi tarihimiz, kendi mazimiz, tarihin ve edebiyatın dokunulmamış tarafları, ihmal edilmiş tarafları ile ilgilenmeye çalışıyorum.

 Bu bağlamda da “Türk harp edebiyatı” üzerine araştırmalar yapıyorum.

Savaşçı bir milletiz, tarihimiz savaşlarla dolu, bu savaşlarla dolu tarihimiz sadece tarih kitaplarında anlatılanlardan ibaret değil, bunun bu güne kadar ihmal edilen tarafı var ki işte bu ihmal edilmişliğin başlığı da Türk tarihindeki savaşların Türk edebiyatında ki yansımalarıdır” dedi ve şöyle devam etti.

Anneciğim, şâyet bu siper içinde ebediyen kalır, geriye dönmezsem, sana çok yalvarırım, benim için ağlama…“ (Bir askerin mektubundan)

Değerli misafirler, Çanakkale Muharebeleri şu açılardan incelenebilir, Askerî Tarih, Türk Tarihi, Dünya Tarihi, Uluslararası İlişkiler, Türk Harp Edebiyatı.

“Harp edebiyatı, harp eden bir milletin fertlerinin cephede veya cephe gerisinde; harp öncesinde, harp sırasında ya da harbin akabinde vücuda getirdiği, ‘konusunu ve temasını harpten ve harp hâlinden alan’; cephedeki fiilî savaşa veya cephe gerisine ait türlü duygu ve düşüncelerin dile getirildiği çeşitli türlerde kaleme alınmış eserlerden meydana gelir” diyen Çakır, Çanakkale Muharebeleri’nin Türk Edebiyatındaki Yansımalarını şu başlıklar altında örnekler vererek anlattı: Bunları şöyle sıralaya biliriz: Şiirler,  Hikâyeler, Tiyatrolar, Romanlar,  Hatıralar ve Günlükler, Kahramanlık Menkıbeleri, Mektuplar, Röportajlar. Çanakkale Muharebeleri’yle ilgili ilk şiir, 1 Nisan 1915’te Türk Yurdu mecmuasında yayımlandı diyen Prof.Dr. Çakır, şiirlerden ve hikayelerden örnekler verdikten sonra, bazı günlüklerden de çeşitli bölümleri dinleyicilerle paylaştı.

Çanakkale Güllelenirken         

                   “Ey düşmanlar! Hırsınızla ruhunuzu bileyin

                   Toplarınız saçsın ateşle demir;

                   Onlar bizi kızıştırır... Yalnız şunu belleyin:

                   Çanakkale Sivastopol değildir!  

                   İstanbul’un kilidini kurcalayan elleri

                   Kırmak için bekliyoruz geliniz;

                   Türk’ün azmi bir süngüdür, başınızı ileri

                   Uzattıkça ona çarpıp deliniz!    

                   Beşbin yılık ırkın oğlu, korkusuz bir milletiz;

                   Her hücuma gerilidir göğsümüz.

                   Düşmanlara el uzatan ölüye can veren biz

Canımıza kast edene affetmeyen ölümüz!...” (Türk Yurdu, 19 Mart 1331/1 Nisan 1915)

“Bir Kal‘a değil din kapısı cennet ocağı

Envâr-ı ilâhî ile dolan topları sönmez,

Ecdâdına vâris olan asker duruyorken

Türk yurdu durur korkmayınız, düşman övünmez!” (Ali Rıza Seyfi, “Kal‘a-i Sultaniye”, Donanma, N.89, 2 Nisan 1331 / 15 Nisan 1915, s.652)

“Dedelerden denmiş öğüd

Binler yaşar yıkılmaz yurd

Arab, Çerkes, Laz ile Kürd

Tatlı canı vermez mola

Cennetlere girmez mola!”

O, orada senin için kanını

Seve seve döker iken ey şâir!

Sen ne için ona birkaç ânını

Vakfederek yazmıyorsun bir şiir!

                                      Ziya Gökalp

Çanakkale Cephesi’ne gönderilen İstanbul Edebiyat Heyeti

Askerlere moral vermek ve onları tebrik etmek için

Çanakkale Cephesi’ne yapılan ziyâretler

“İstanbullu şair ve yazarlar ” Seddülbahir’de siper içinde

“Suriye ve Filistin Edebiyat Heyeti” Çanakkale’de

Ordunun Duası    

“Ulu Tanrım, ay yıldızlı al bayrağın

Gölgesi hiç üstümüzden eksilmesin;

Düşmanların göz diktiği bu toprağın

Ana kalbi bizim için vursun, amin.

Ulu Tanrım esir olan güzel Turan

Daha kaç yıl hakanına hasret çeksin?

Sen nasib et, altın ordu elde Kur’an

Otağını Kut Dağı’nda kursun, amin.

Ulu Tanrım, bak önünde dize geldik,

Vatan için can vermeye ettik yemin

Biz vaktiyle üç dünyayı sarsan eldik,

Kolumuzda o güç yine dursun; âmin”

Celal Sâhir, “Ordunun Duası”, Türk Yurdu, C.8, S.11, 30 Temmuz 1331, s.185-186

“Ey şimdi köyünden pek çok uzakta

Ey şimdi bir yığın kara toprakta

Uyanmaz uykuya dalmış olanlar

Şehitlik şanını almış olanlar

( ... )

Sizler ki bilinmez isimlersiniz

Bu taşsız mezarlar değil yeriniz

“Türklüğün tarihi” türbeniz sizin

Kandili “Hilal”dir bu türbenizin”

(Enis Behiç, “Çanakkale Şehitliğinde”, Türk Yurdu, Y.5, C.9, S.1, !0 Eylül 1331, s.1-3)

Çanakkale Harbi ve İstanbul sevgisi

Ey İstanbul içim dolu hicranla

Eteğine geldim yine hüsranla.

Gönlümde var acı, derin bir düğüm;

Senin için çekileni hep gördüm.

Senin için bütün âlem döktü kan

Sînendeki güzelliğe yakışan

Şu muazzam vakarınla sen de bil;

Çanakkale senin için çok değil.

Âh orada mahvolana   yazıktır;

Fakat sana kurban olmak lâyıktır.

Çocukların feda olsun; sen kurtul,

Ey cihanın pırlantası İstanbul!

Çanakkale Zaferi, İstanbul’da coşkulu bir şekilde kutlandı

Şairlerimizden biri sevinci şöyle dile getirdi:

“Sevindi Hazret-i Fatih ve hoşnut oldu Ertuğrul

Çanakkale muzafferdir donansın artık İstanbul”

Bir başkası da şöyle bir dörtlük yazdı

         “Çünkü asla geçilmez işte bu yol;

         Çünkü oldu Çanakkale Boğazı,

         İngiliz ile Fransız’ın mezarı;

         Türklerindir müebbet “İstanbul”

İstanbul caddelerini dolduran gönüllüler

Ahmet Mecbur Efendi’nin oğlu Şehit Abdullah Nâbî için yazdığı şiir

Gönülde tîg-i hicrânın onulmaz yâreler açdı

Hemân sabr-ı cemîldir çâresi bu ‘illetin Nâbî

Arıburnu’ndaki kabri garîbânen benimçin âh

Ziyaretle melekler hergün etsin nüdbetin Nâbî

Hudâ dünyâda mesrûr eyledi Yakub-ı mahzûnı

Benimle haşre te’cîl etti hayfâ vuslatın Nâbî

Baban Mecbûr’a dünyada kesildi hizmetin Nâbî

Şefâatle ola ‘ukbâda bârî hürmetin Nâbî

2.Hikâyeler

“-Biz eski askeriz, biz Çanakkale’yi yaptık.(…) Çanakkale’de dövüşmüşlerin yapamayacağı bir şey yoktur. İşte o kadar…”

(Halide Edib, “Seyid Onbaşı”, Kubbede Kalan Hoş Sada, Atlas Kitabevi, Üçler Mat., İst., 1974, s.145-146)

Ahmed Bin Hamud’un hikâyesi yahut Osmanlıya karşı savaştırılan Müslümanlar

“Fransız zâbit bütün zencileri güverteye toplattı ve dedi ki:

-Siz ehl-i İslamsınız, gittiğiniz memleket de İslam hilafetinin merkezidir. Bugün Fransa hükümetinin dostu olan halife-i İslam’ın gerek kendi, gerekse makamı tehlikede bulunuyor. Birtakım kafirler onun memleketini  istila ettiler. İmdadına bizi çağırdı, kurtarmaya gidiyoruz. Göreyim sizi!..”

(Recaizade Ercümend Ekrem, “Ahmed bin Hamud”, Donanma, Nu.106, 16 Temmuz 1331, s.888-889. )

“Allahü Ekber!. Allahü Ekber!...

Akşamın sükût ve sükunu içerisinde son nağmesi uzayarak yayılan bir lahn-ı latîf, bir ezan sesi!.. Bu ne?.. Nereden geliyor?. Ahmed kulak kabarttı. Acaba yanlış mı idi? Rüya mı görüyordu?

Hayyealessalah!..

Evet, işte akşam azanı okunuyordu. Fakat nerede?.. İyice dinledi. Bütün dikkatiyle bu ses öte taraftan gündüzün harp ettiği düşmanların ordugahından geliyordu.”

«Çanakkale’den Sonra»

“Çanakkale’yi İngiliz, Fransız topları dövüyordu.

Ha bugün ha yarın…

Düşman muhakkak bir surette bekleniyordu. Anadolu’ya hicret başlıyor ve yavaş yavaş mahalleler boşalıyordu. O da birçokları gibi düşmanı bekliyor:

- Nihayet bir haftaya kadar, diyordu.

Bu haftalardan birçoğu birbiri arkasına geçti. İngiliz ve Fransız zırhlıları Çanakkale’yi geçemedi. Hicret edenler döndüler.”

(Ömer Seyfeddin, “Çanakkale’den Sonra”, Yeni Mecmua, C.1, Nu.6, 16 Ağustos 1917, s.119-120)

“Bir sene, her gün başka bir muzafferiyet haberi getirerek geçti. Çanakkale’de hemen bir milyonluk düşman ordusu eritildi. Denize sü­rüldü. Büyük zırhlılar battı. Mağlup edilmez sanılan İngilizlerin bayrakları yere düşürüldü. Hele Ruslar... Yalnız İstanbul’u ele geçirmek için bu muharebeye girdiklerini nutuklarla ilân etmekten başka bir şey yapamadılar.

Onun ümitsizliği geçtikçe gözleri açılıyor, artık yaşayan kendi­ni duyan, mefkûresini bilen bir milletin içinde olduğunu görüyordu.”

3.Günlükler

İstanbullu bir şehidin günlüğünden…

Binlerce genç, düşmanın Çanakkale’ye hücumu üzerine maddî arzularından vazgeçip Çanakkale’ye koşmuşlardır. Binlercesinden  sadece biridir Behzâd Kerim  Efendi. O, 15 Temmuz 1331(1915) gecesi İstanbul’a veda ederken ruh halini günlüğne şu satırlarla yazar:

“Ooh!... artik isteğime kavuşuyorum. Ben de dinim, yurdum, sevgili İstanbul’um için canımı feda edeceğim... Çünkü; Çanakkale’ye, hayır hâşâ Çanakkale değil “demir” ve “kankale”ye gidiyorum. Mutluyum...

Ben İstanbul’u, ebediyen Müslüman Türk kalacak olan şu mübârek şehri müdâfaa ederken ihtiyar babamın mutluluğuna, masum yavrumun hayatına,

sevgili Nebîhe’min ırzına, anneanneciğimin mezarına uzanan kirli elleri kıracağımı biliyorum. Bu gayeye ulaşmak için babamdan, eşimden, evladımdan hatta hepsinden kıymetli İstanbul’dan hiç üzülmeden, güle güle ayrılıyorum.

Selam sana!... Ey kalbimin kabesi İstanbul... Ölüme gidenler sana veda ediyorlar...”

Günlüklerde askerin yiyeceği ile ilgili önemli bilgilere rastlamak müm

“25 Eylül 1915

Yemek Listesi: Çerez (Hamdolsun sadece bunu değiştiriyorlar ) Hindi dolması, patlıcan karnıyarık, börek, revani, pirzola, ayva kompostosu, üzüm ve kahve.

Bu listeyi hazırlayanın zevkine hayran olayım...!!!

 (Haydar Mehmet Alganer, Çanakkale Kara Savaşları Günlüğü, Deniz Kuvvetleri Komutanlığı Yay., 2.bsk., İst., Mayıs 2010, s.119.)

“5 Ekim 1915

Salih Bey karargâhtaydı. Son şampanya şişesini Kalvert'teki son gece için içtik. Yeni emir yazdık.

(Haydar Mehmet Alganer, Çanakkale Kara Savaşları Günlüğü, Deniz Kuvvetleri Komutanlığı Yay., 2.bsk., İst., Mayıs 2010, s.124.)

“İstihkam tarafından topçular ateş ediyorlar. Fakat isabet yok. Konservemiz pişti. Demin çayımı da içtim. Şimdi yeni kestiğimiz kuzudan ayırdığımız kebaplık kısmının olmasını bekliyoruz. Yemek yiyeceğiz. Günü kısmen uyku kısmen de doktor da geldiğinden sohbet ile geçirdim.”

(Teğmen İbrahim Naci, Allahaısmarladık: Çanakkale Savaşında Bir Şehidin Günlüğü, Doğa Koruma ve Millî Parklar Genel Müdürlüğü, Yeditepe Yay., İst., 2013, s.139)

İbrahim Naci’nin günlüğündeki 19 Haziran 1915 günü yazıldığı anlaşılan şu satırlarda ise hak etmeden terfi ve nişan alanlarla ilgili sitemler bulunmaktadır: “Sabahleyin 7.00’de kalktım. Top ateşi seyrek bir surette devam ediyordu. Çayımı içtim. Bu sırada Hakkı Efendi’nin tüfekçinin yanına geldiğini haber verdiler. Oraya gittim. Kendisini pek mesut buldum. Tabii değil miydi? Ateş hattına girmeden, hayatını tehlikeye koymak değil, belki tehlikeyi akla bile getirmeden hem terfi hem de nişan almak!.. Halbuki siperde bulunmuş, düşmanın top ve tüfek ateşleri altında aylarca hayat geçirmiş nice kimseler vardı ki, hiç düşünülmemişti bile…”

(Teğmen İbrahim Naci, Allahaısmarladık: Çanakkale Savaşında Bir Şehidin Günlüğü, Doğa Koruma ve Millî Parklar Genel Müdürlüğü, Yeditepe Yay., İst., 2013, s.139.)

Hatıralar

“...En ummadığımız bir dakikada dün akşam hikayesini dinlediğimiz Hüseyin Çavuş’a rast gelmişiz, bize onu tanıttılar. Yüzü ıztırap içinde bin acı duyarak ağır ağır yürüyor. Yanına sokulduk ben sordum:

     - Arkadaş!.. Ayaklarından rahatsızsın galiba, niçin bu halde muharebeye gidiyorsun?

     Hüseyin Çavuş merakımızı tatmin için kundurasını çıkardı. Bize, şişmiş, su toplamış, çatlak çatlak yaralarla örtülü zavallı bir ayak gösterdi. Üstelik sıcaktan bunalmış, yüzü henüz yıkanmış, kadar terle ıslaktı. Çok müteessir olduk. Ona tekrar sordum: Bu neden böyle oldu?

     Hüseyin Çavuş bize, unutulması mümkün olmayan bir cevap verdi:

     - Efendi, Selanik’te Yunanlılara esir düşmüştüm. Bize ayaklarımızla kireç ezdirir, sonra suya sokarlardı. O zaman, intikamımı almağa yemin ettim. Şimdi yürüyemesem bile, yolda düşsem, beni bir sedyeye koysunlar, muharebeye gideceğim, orada gördüğüm hakaretin intikamını alacağım.”

(Hamdullah Suphi, Günebekan, Türk Ocakları Merkez Heyeti Matbaası, Ank., 1929,s.81-123)

Balkan Hezimeti ve Çanakkale Zaferi

5.Mülakatlar

Mustafa Kemal Paşa, bu minval üzere binlerce örneğin olduğu Çanakkale Muharebeleri’nden bir sahneyi Ruşen Eşref’e şöyle anlatır: “Yalnız size Bombasırtı vakasını anlatmadan geçemeyeceğim. Müteâkip siperler arasında mesafeniz sekiz metre, yani ölüm muhakkak... Birinci siperdekiler, hiç biri kurtulamamacasına kâmilen düşüyor, ikincidekiler onların yerine gidiyor. Fakat ne kadar şâyân-ı gıpta bir itidal ve tevekkülle biliyor musunuz? Öleni görüyor, üç dakikaya kadar öleceğini biliyor, hiç ufak bir fütur bile göstermiyor; sarsılmak yok! Okumak bilenler, ellerinde Kur’an-ı Kerim, cennete girmeğe hazırlanıyorlar. Bilmeyenler kelime-i şahâdet çekerek yürüyorlar. Bu, Türk askerindeki ruh kuvvetini gösteren şâyan-ı hayret ve tebrik bir misaldir. Emin olmalısınız ki Çanakkale Muharebesi’ni kazandıran bu yüksek ruhtur”

(Ruşen Eşref, “Mustafa Kemal Paşa ile Mülâkat”, Yeni Mecmua, 5-18 Mart Çanakkale Nüsha-i Fevkalade, 1918, s.137.)

6.Mektuplar

Askerler, Çanakkale Cephesi’nden

“açık” veya “kapalı mektup”lar yazdı

Çanakkale Muharebeleri sırasında mektuplaşma

Zarfa konulan kapalı bir mektup

Çanakkale’den Hüseyin Sabri Bey’in

bir akrabasına gönderdiği mektup

Bombacı Mehmet Çavuş’tan komutanına mektup

“Sağ kolumu kaybettim zararı yok sol kolum var. Onunla da pek âlâ iş görebilirim.(…).Hastahâneden kurtularak hâlen harbe iştirak edemediğim için beni mazur görünüz afv ediniz muhterem kumandanım”

Çanakkale Ruhu Yaşıyor. İnşallah, kıyamete kadar da yaşayacaktır.

YARALANDI GÖREV YERİNDEN AYRILMADI, ŞEHİT DÜŞTÜ

İddianamede Silvan’da çıkan olayları anlatan savcı çarpıcı bir bilgiye yer verdi. İddianamede, 5 Kasım günü saat 09.50 sıralarında Azizoğlu Konağı’nın en üst katında keskin nişancı olarak görev yapan özel harekat polisi Necmi Çakır’ın açılan yoğun ateş altında siper aldığı balistik kalkanın gözetleme penceresine gelen merminin camı parçalaması sonucu yaralandığı belirtildi. Necmi Çakır’ın cam parçalanması sonucu kesilen çenesinin ambulansta tedavi edildiğini vurgulayan savcı, özel harekat polisinin tekrar görev yerine döndüğünü,

saat 11.30 sıralarında keskin nişancı silahı ile yapılan atış sonucu başından yaralandığını ve kaldırıldığı hastanede şehit düştüğünü belirtti.

Bir Şehit Anasının Mektubu

“Huzûr-ı âlîlerine

         Kumandan Beyefendim,

         Evvela arz-ı ihtiram eylerim: Binaenaleyh oğlum Ömer Onbaşı’nın şehit  olduğuna dair mektubunuzu kemâl-i ta’zim ile aldım tekrar-be-tekrar  okudum ve pek çok sevindim, sevindim ki şehid vâlidesi oldum. Allah yakın vakitte  zât-ı âlînizi sevindirsin. Büyük teşekkürler ederim. Cenâb-ı Allah zât-ı âlînizden râzı  olsun. Oğlum Ömer’in şefaatine nâil olmanızı âcizâne olarak Cenâb-ı Hakk’a duâ  etmekte kusur etmeyeceğime emîn olunuz. Zât-ı âlîniz gibi gayûr ve fedakâr  kumandanları Allah din ve devlete vatan ve milletimize bağışlasın, var olunuz efendim. Fi 4 Teşrîn-i evvel 331

İzmir Vilâyeti dahilinde Bayındır kazasına merbut Hamidiye karyesinde şehit Ömer Onbaşı’nın vâlidesi Habîbe

Hanımların fedakarlığı

Savaş sırasında kadınlar ve özellikle genç kızlar, cephede veya cephe gerisinde değişik yerlerde bulunan hastanelerde çok önemli hizmetlerde bulunmuşlardır.

* Çanakkale’den yaralı askerler akın akın İstanbul’a gelmeye başlayınca mevcut hastaneler yeterli olmaz. O sebeple büyük konaklar ve bazı okullar hastane haline getirilir. Bu sırada İstanbul’daki birçok Müslüman kadın ve genç kızlar hastanelere gönüllü hemşirelik yapmışlardır. Hanımlar, askerlerimize elbise dikiyor. Çanakkale Savaşları esnasında Türk kadını, kendinden beklenen gayreti göstererek, cephedeki kardeşini, kışın soğuktan koruyacak eldivenden kaşkola, giyeceği çamaşırdan elbisesine varıncaya kadar, hemen hemen her şeyini hazırlamıştır.

Çanakkale ninnisi…

Çanakkale’de kanlı cihâd(savaş) olundu

Anneciğim söyle, babamız ne oldu?

Yoksa Çanakkale’de şehit mi oldu?

Ninni söyle yetim yavrum uyusun

Uyusun da ninnilerle büyüsün

Niiiiiinnii…

Babamızdan yetim bıraktın bizi

Ey Allah’ım öldürme annemizi

Hem de öksüz bırakma hepimizi

Ninni söyle, yetim yavrum uyusun

Uyusun da ninnilerle büyüsün

Niiiiiiinnnii…

 Günü kısmen uyku kısmen de doktor da geldiğinden sohbet ile geçirdim.”

Günlüklerden başka, diğer türlerdeki eserlerden de örnekler veren Prof.Dr. Ömer Çakır, konuşmasının sonuna doğru şunları da belitti:

Değerli katılımcılar, sizlere Çanakkale ninnisini dinleterek sözlerimi toparlamak istiyorum. Biz hep Çanakkale türküsünü biliyoruz. Fakat bir de Çanakkale ninnisi var ki, onun da Çanakkale türküsü kadar bilinmesini arzu ediyorum. Çünkü Çanakkale türküsü cephede savaşan erkeklerin duygularına tercüman oluyor ise Çanakkale ninnisi de cephe gerisinin kuvvetini temsil eden hanımların, o şehit yavrularını büyüten annelerin duygularına tercüman olmuştur.

Çakır, konuşmasına son verirken bir hususa da dikkat çekerek şöyle dedi:

 Kıymetli misafirler, bir de üzerinde durmamız gereken bir konu daha olduğunu söylemeden geçemeyeceğim. Yeni açılacak olan Çankırı müzesinin bir bölümünde Çanakkale cephesinde savaşan Çankırılı kahramanlarla ilgili bir köşe yapılması Çankırı’da yetişen genç neslin atalarını yakından tanımasına ve tarih bilincini kazanmalarına katkıda bulunacaktır. Bu temenniyle, sözlerime son verirken beni sabırla dinlediğiniz için tekrar teşekkür ederim.

Daha sonra soru cevap şeklinde gecenin geç saatlerine kadar devam eden söyleşiden sonra TÜRKAV Çankırı İl Başkanı İsa Bölükbaşı katılımlarından dolayı Çankırı Karatekin Üniversitesi Öğretim Üyesi Türkiyat Enstitüsü Müdürü Prof.Dr. Ömer Çakır hocaya teşekkür ederek günün anısına Teşekkür Belgesi takdim ettiler.



 

Cumhuriyet Mah. Zeki Ömer Defne Sk. Hasan Kıvrak Apt. No: 4 Daire: 3

                  www.cankiriturkav.org   05334936084                   

                                                                                                   ÇANKIRI

Bu haber 919 defa okunmuştur.

Delicious  Facebook  FriendFeed  Twitter  Google  StubmleUpon  Digg  Netvibes  Reddit

Güncel

Çankırı TÜRKAV Üç Anlamlı Günü Birlikte Kutlandı

Çankırı TÜRKAV Üç Anlamlı Günü Birlikte Kutlandı Çankırı TÜRKAV “Türkçülük Yürüyüşü ve Hıdırellez ile Anneler Günü” Kutlamasını birlikte gerçekleştirdi.

Çankırı TÜRKAV Üç Mayıs Türkçüler Günü, Hıdırellez Bayramı ve Anneler Gününü Kutluyor

Çankırı TÜRKAV Üç Mayıs Türkçüler Günü, Hıdırellez Bayramı ve Anneler Gününü Kutluyor TÜRKAV Çankırı İl Başkanlığı olarak bu yıl Beşincisini düzenlediğimiz Geleneksel ‘’Türk Milliyetçileri 3Mayıs Türkç...
5555 sayılı Vakıflar Kanunu ne anlama geliyor?28/Ocak/2010

HABER ARA


Gelişmiş Arama

GÜNÜN SÖZÜ

ANKET

Açılım hakkında ne düşünüyorsunuz?






Tüm Anketler

© Tüm hakları saklıdır. Bu sitede yayınlanan tüm veriler bilgi amaçlıdır. Hiç bir surette delil olarak kullanılamaz.ÇANKIRI 2009
RSS Kaynağı | Yazar Girişi | Yazarlık Başvurusu