TÜRKİYE KAMU ÇALIŞANLARI KALKINMA VE DAYANIŞMA VAK
ANASAYFA HABER ARA FOTO GALERİ VİDEOLAR ANKETLER SİTENE EKLE RSS KAYNAĞI İLETİŞİM

EN ÇOK OKUNANLAR

TARİH SAAT

 

HİCRİ

NAMAZ VAKİTLERİ


TARİHTE BUGÜN

sss fdg dfgdf

SAYAÇ


Website counter    
Çankırı TÜRKAV “Çözüm (!) Sürecinin Hukuki Sonuçlarını” konuşmak üzere Bir Söyleşi Düzenledi.

Çankırı TÜRKAV “Çözüm (!) Sürecinin Hukuki Sonuçlarını” konuşmak üzere Bir Söyleşi Düzenledi.

Tarih 27/Ocak/2016, 14:59 Editör İsa BÖLÜKBAŞI

Türkiye Kamu Çalışanları Kalkınma Ve Dayanışma Vakfı Çankırı İl Başkanlığı bu hafta Çağ Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi hemşerimiz Yrd.Doç.Dr. Ahmet Korhan Mastı Beyi konuk etti.

Türkiye Kamu Çalışanları Kalkınma Ve Dayanışma Vakfı Çankırı İl Başkanlığı bu hafta Çağ Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi hemşerimiz Yrd.Doç.Dr. Ahmet Korhan Mastı Beyi konuk etti.

TÜRKAV Çankırı İl Başkanı İsa Bölükbaşı katılımcılara bir hoş geldiniz konuşması yaptı. Bölükbaşı; bu hafta burada kimilerine göre çözüm süreci, bizlere göre ise çözülme, ihanet sürecinin sonuçlarını son günlerde daha net bir şekilde görmekteyiz. Hemen hemen her gün birkaç vatan evladının şahadet şerbetini içtiğini, bayraklaşıp hayatının baharında kara toprağa düştüğünü üzülerek, ciğerimiz yanarak görmekteyiz. Vatan toprağımızın bir parçasında adeta savaş yaşanmaktadır. Birde bu sürecin Hukuksal boyutu var iş bizde burada bu akşam bunu yani “Çözüm (!) Sürecinin Hukuki Sonuçları” konuşmak üzere Çağ Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi hemşerimiz Yrd.Doç.Dr. Ahmet Korhan Mastı Beyi konuk etti ve sözü sayın hocamıza bırakıyorum dedi.

Yrd.Doç.Dr. Ahmet Korhan Mastı hepinizi saygı ile selamlıyorum diyerek başladığı konuşmasına şöyle devam etti.

Değerli Dinleyiciler,

Bana sizlerle sohbet etme imkânı sağlayan başta TÜRKAV Başkanı İsa BÖLÜKBAŞI olmak üzere siz TÜRKAV ailesinin değerli üyelerine, beni dinlemek üzere zahmet edip buraya iştirak eden misafirlere çok teşekkür ediyor; hepinize hayırlı akşamlar diliyorum.

Bu akşam sizlerle adına çözüm süreci denilen fakat şu ana kadar yaşananlardan iyice anlaşıldığı üzere çözülme sürecinin hukuki sonuçları hakkında sohbet edeceğiz.

Değerli dinleyiciler;

1923 yılında, bedeli bitmez tükenmez göçlerle, meşakkat ve kahramanlıklarla ve şehit kanlarıyla ödenerek kazanılmış Cumhuriyetimizin ve aziz milletimizin varlığı, bütünlüğü ve geleceği bugün büyük tehdit altındadır. Bu tehditlerden biri de terörü azdıran adına çözüm süreci denilen ülkemizi adım adım çözülmeye götüren süreçtir.

Çözüm süreci, Türkiye'de uzun yıllardan beri devam eden TERÖR sorununu çözmeye yönelik Adalet ve Kalkınma Partisi hükümeti tarafından başlatılan ve bu günlerde buzdolabına kaldırıldığı ifade edilen sürecin adıdır.

1984 yılında başlayan ve 30 yıldan fazla süren terör eylemleri neticesinde 40 binden fazla can kaybı ve ekonomik zarar meydana gelmiştir. Terör sorununda 1999 – 2002 yılları arasında sona gelinmiş olsa da daha sonrasında uygulanan yanlış politikalar neticesinde terör şiddetlenerek artmıştır.

Sürecin koordinatörlerinden Beşir Atalay, çözüm sürecinin Recep Tayyip Erdoğan'ın 2005'deki Diyarbakır konuşmasıyla işareti verilen paradigma değişikliğinin ve 2009'da başlatılan Milli Birlik ve Kardeşlik Projesi ve demokratik açılımın devamı niteliğinde olduğunu belirtmiştir.

2009 yılı Oslo görüşmeleri olarak adlandırılan MİT-PKK görüşmelerinin sürecin muhtemel başlangıç tarihi olarak addedilir. Görüşmelerin net olarak ne zaman başladığı bilinmese de 2009 ortaları olduğu yönünde görüşler vardır. Bu süreçte birçok olay yaşanmıştır. Bir kısmını özetlersek;

19 Ekim 2009: Abdullah Öcalan'ın çağrısıyla 34 PKK üyesi Habur Sınır Kapısı'ndan girip teslim oldu. Gelenleri karşılamak üzere Şırnak'ın Silopi İlçesi'nde yaklaşık 50 bin kişi toplandı.

16 Ocak 2010: Beşir Atalay çözüm süreci doğrultusunda hazırlanan ve 4 ayrı mekanizmadan oluşan "İnsan Hakları Paketi"'nin başlıklarını açıkladı. Buna göre; cezaevlerinde Kürtçe gibi farklı ve dil lehçelerde görüşme yapılmasına imkân sağlandı, özel kanalların farklı dil ve lehçelerde 24 saat yayın yapmasına izin verildi, farklı dil ve lehçelerde enstitü, araştırma merkezi kurulması yönünde YÖK karar aldı, Yaşayan Diller Enstitüsü kuruldu, yol kontrollerinin azaltılması ve yayla yasaklarının asgari seviyeye indirilmesi yönünde valiliklere genelge gönderildi.

13 Eylül 2011: Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) yetkililerinin, PKK üyeleri ile Oslo'da yaptığı bir görüşmeye ait olduğu iddia edilen bir ses kaydı internette yayınlandı. Yayınlanan ses kaydında Hakan Fidan, hem Öcalan’la hem PKK’lılarla Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın talimatıyla ve "özel temsilcisi" sıfatıyla görüştüğünü ifade etmekteydi.

8 Şubat 2012: MİT Müsteşarı Hakan Fidan, eski Müsteşar Emre Taner ve eski Müsteşar Yardımcısı Afet Güneş Özel yetkili İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Sadrettin Sarıkaya tarafından şüpheli sıfatıyla ifadeye çağrıldı.

17 Şubat 2012: MİT Kanunu TBMM'de değiştirilerek Cumhurbaşkanı'nın onayıyla resmi gazetede yayınlandı. Fidan'ın ve diğer MİT mensuplarının görevleri kapsamındaki konularla ilgili ifade vermesi Başbakanlık iznine bağlandı. MİT mensupları ifade vermeye gitmedi. MİT Kanunu'nun 26ncı maddesi "MİT mensuplarının veya belirli bir görevi ifa etmek üzere kamu görevlileri arasından Başbakan tarafından görevlendirilenlerin; görevlerini yerine getirirken, görevin niteliğinden doğan veya görevin ifası sırasında işledikleri iddia olunan suçlardan dolayı ya da 5271 sayılı Kanunun 250nci maddesinin birinci fıkrasına göre kurulan ağır ceza mahkemelerinin görev alanına giren suçları işledikleri iddiasıyla haklarında soruşturma yapılması Başbakanın iznine bağlıdır." şeklinde değiştirildi.

28 Aralık 2012'de bir televizyon röportajında Recep Tayyip Erdoğan sorunu çözmek için hükümetin İmralı'da hapis yatmakta olan Abdullah Öcalan ile görüşmeler yapıldığını duyurdu.

21 Mart 2013'te, hükümet ile Abdullah Öcalan arasındaki görüşmelerden aylar sonra, Abdullah Öcalan'ın mektubu hem Türkçe hem de Kürtçe olarak Diyarbakır'da Nevruz etkinlikleri sırasında okundu.

25 Nisan 2013'te, PKK bütün silahlı güçlerini Türkiye topraklarından Kuzey Irak'a çekeceğini resmi olarak duyurdu. Hükümete, Kürtlere ve basının çoğuna göre bu hareket 30 yıllık çatışmaların sonunu getirecek adımdı.

İkinci aşama olan anayasal değişiklikler ile ilgili çalışmaların da çekilmeyle birlikte başladığı bildirildi.

26 Nisan 2014: Kamuoyunda çözüm sürecinde görev alan MİT görevlilerini yasal güvence altına almak için çıkarıldığı söylenen Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Resmi Gazete'de yayınlandı. Kanunda "MİT mensupları görevlerini yerine getirirken ceza ve infaz kurumlarındaki tutuklu ve hükümlülerle önceden bilgi vermek suretiyle görüşebilir, görüşmeler yaptırabilir, görevinin gereği terör örgütleri dâhil olmak üzere millî güvenliği tehdit eden bütün yapılarla irtibat kurabilir.” ifadesine yer verildi.

16 Temmuz 2014: 11 Temmuz'da TBMM'den Cumhurbaşkanı onayına gönderilen çözüm süreci ile ilgili kanun 15 Temmuz'da Cumhurbaşkanı Abdullah Gül tarafından onaylanarak "Terörün Sona Erdirilmesi ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun" adıyla Resmi Gazete’de yayınlanarak yasalaştı.

Bu tarihler bu şekilde her gün Millet ve Devlet aleyhine verilen tavizlerle uzayıp gidiyor. Analar ağlamasın denilerek başlatılan çözülme süreci her gün birçok ananın ağlamasına neden olmuştur ve olmaya da devam etmektedir.

İktidarca PKK ile pazarlık aşamasında analar ağlamasın algısı üzerinden başlatılan Çözüm süreci maalesef çözülme sürecine dönmüştür. Her gün şehit haberlerinin geldiği ülkemizde geldiğimiz noktada ülkemiz vatandaşları üzerinde algılama yönetimi tüm hızıyla devam etmektedir. Daha dün milliyetçiliği ayaklar altına alan iktidar olanlar bugün sahte milliyetçilik söylemleri ile vatandaşı kandırmaya çalışmaktadır. Biz biliyoruz ki daha önce de dedikleri gibi yine kandırıldık diyecekler!

Biz süreçle ilgili olarak son bahsettiğimiz sözde sürecin kanuni dayanağı sağlandı zannedilen Terörün Sona Erdirilmesi ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun hakkında birkaç kelam ederek devam edelim.

Adalet ve Kalkınma Partisi'nin 24 Haziran 2014 tarihli grup toplantısında Başbakanı kendilerince heyecan ve huşu içinde dinleyen milletvekilleri Başbakanın alaylı bir ifade ile Ne oldu zor mu oldu? Sorusunu duyunca içinde bulundukları rehavetten şok içinde kurtularak sorunun kendilerine geldiğini görünce kulak kesildiler.

Meclisin 1 Temmuz yerine 25 Temmuzda tatile gireceğini duyunca derin tatil rüyaları da böylelikle son bulmuş oldu. Çünkü arkasından da Cumhurbaşkanlığı seçim süreci başlıyordu.

Başbakan "aciliyet arz eden tasarı ve teklifleri tamamlamadan Meclis tatile girmeyecek. Gerek bakan olsun, gerek diğer arkadaşlarım olsun, işi çok sıkı tutacağız ve muhalefete burada evvel Allah göz açtırtmayacağız. Bu işi süratle bitirmemiz lazım, daha erken bitirin, daha erken bitirelim" derken milletvekillerine bu sene tatilin olmadığını da ilan etmişti bile.

Aslında Başbakanın aciliyet arz ediyor dediği tek bir tasarı vardı. Diğer tasarı ve teklifler bu tasarının kılıfıydılar.

Zamanlaması itibarıyla Cumhurbaşkanı seçim sürecinde ittifak arayışlarının sonucu olarak terör örgütünü devletin meşru muhatabı hâline dönüştüren, millet egemenliğini silah zoruyla değiştirmek isteyen terör örgütünün siyasal amaçlarına ulaşma sürecini meşrulaştıran ve terör örgütünün taleplerinin karşılanmasına yönelik bir tasarı olan "Terörün Sona Erdirilmesi ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Tasarısı".

Tasarı tek başına Milliyetçi Hareket Partisi'nin yoğun mücadele ve muhalefetine rağmen Mecliste bulunan diğer tüm partilerin desteği ile 10 Temmuz 2014 tarihinde yasalaştı ve Sayın Cumhurbaşkanınca derhal onaylanmayı müteakip 16 Temmuz 2014 tarihli Resmi Gazetede yayınlanarak yürürlüğe girdi.

Adalet ve Kalkınma Partisi hükümeti Cumhurbaşkanlığı seçim sürecinde bu yasa ile her zaman olduğu gibi yine sorunları çözmek yerine sorunları kullanma yoluna gitmiştir. "Bizim uygulamalarımız suç da teşkil etse kanun çıkarırız hallederiz, yaparız." zihniyeti bu yasada en üst seviyede yerini bulmuştur.

Hâlbuki hiçbir insani talep, temel hak ve özgürlüklerin ihlali, teröre, terörizme meşruiyet sağlayamayacağı gibi, hiçbir devlet düzeni ve otoritesi tesisinin inşası amacıyla insan haklarının ihlali de meşru sayılamaz. Sözde düzeni tesis amacıyla devlet tarafından yapılacak insan hakları ihlali de amaca kaynak ve dayanak gösterilemez.

Bu tür bir düzenleme daha önce "Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Millî İstihbarat Teşkilatı Kanunu"nda öngörülmüş ve Anayasa Mahkemesine taşınmışken,  Anayasa'ya aykırılığı bilindiği hâlde dayatılan bu yasa işlenmekte olan bir suçun kabulü, işlenecek olan suçların izni mahiyetindedir. Bu yasa ile görevlilere suç işleme özgürlüğü verilmektedir. Hükümete ucu bucağı belli olmayan görevler verilmekte, bu görevlerin ne olduğu, yerine nasıl getirileceği bilinmemektedir.

Anayasa'da kanun hükmünde kararname çıkarma yetkisinin süreli ve sınırlı olarak hükümete verilmesi düzenlenmektedir. Ancak bu yasa ile Hükümet istediği gibi karar alacak, bu kararları ister kamuoyu ile paylaşacak ister paylaşmayacak, keyfine göre uygulayacaktır. Bu yasayla Anayasa delik deşik edilmekte, AKP iktidarı hukuk tanımazlığını bir kez daha göstermektedir.

 Esasen bu yasayla getirilen düzenlemelerin bir kısmı 5952 sayılı Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun'da yer alan düzenlemelerdir. Bununla birlikte, Hükümetin zaten yapmakla yükümlü olduğu, başka bir ifadeyle yapmak zorunda olduğu görevler, bu tasarıyla Hükümete ikinci kez görev olarak verilmektedir. Örneğin, Hükümetin kamuoyunu doğru ve zamanında bilgilendirmesi, gerekli mevzuat çalışmalarını yapması gibi yasa metninde yer alan düzenlemeler, zaten Hükümetin olağan görevleri arasındadır.

Yasa'nın 2'nci maddesinin (a) fıkrasına göre, hükümet terörün sona erdirilmesi ve toplumsal bütünleşmenin güçlendirilmesine yönelik siyasi, hukuki, sosyoekonomik, psikolojik, kültür, insan hakları, güvenlik ve silahsızlandırma alanlarında ve bunlarla bağlantılı konularda atılabilecek adımları belirleyecekmiş.

Anayasa'ya aykırı olarak belli bir zümreye âdeta suç işleme özgürlüğü getiren bir yasa nasıl olur da toplumsal bütünleşmeyi güçlendirir? Dünyanın hangi ülkesinde konusu suç olan bir durum yasayla meşrulaştırılmaya çalışılır?

Yasaya bir başka açıdan bakıldığında 4'üncü maddenin ikinci fıkrası hukuk devleti ilkeleriyle kesinlikle bağdaşmamaktadır. 4'üncü maddenin 2'nci fıkrasında yer alan, bu kanun kapsamında verilen görevleri yerine getiren kişilerin, 2'nci maddenin (a), (b) ve (c) fıkralarından dolayı hukuki, idari ve cezai sorumluluğu doğmayacakmış.

Kanunun emrini icra zaten suç oluşturmaz. Kanunun verdiği görevleri yapmak ne zamandan beri suç olmuştur ki yasaya böyle bir hüküm eklenmiştir? Ancak, kanunun verdiği görevleri yaparken görevini kötüye kullanan, görevini ihmal eden ve benzeri eylemler suç oluşturur ki bu suçları işleyenlere de dokunulmazlık ve sorumsuzluk tanımak hukukun genel ilkeleriyle bağdaşmaz, Anayasa'ya da aykırıdır.

Bu fıkrayla getirilen düzenleme faili meçhullerin, karanlık birtakım ilişkilerin, toplumda infial yaratan birtakım olayların gündeme gelmesine sebep olabilecektir veya bugüne kadar meydana gelmiş bu tür olayların üstünü örtmede de bir gerekçe olarak kullanılabilecektir. Çeteleşmelere sebebiyet verebilecek kontrol dışı oluşumlar yaratabilecektir.

         İktidar hukukun üstünlüğünü tanımamayı alışkanlık hâline getirmiştir; yargının, idarenin iş ve eylemleri üzerindeki denetimini bir türlü kabullenememiştir. Yine iktidar, uygulandığı zaman konusu suç oluşturacak, uygulayıcılarını suçlu duruma düşürecek düzenlemelere bu yasada yer vermiştir. Bu bakımdan bu yasanın tasarı halinde iken tali komisyonlar olarak Anayasa ve Adalet Komisyonlarında da görüşülüp irdelenmesini de engellemiştir. Sonuçta Anayasa'ya, yasalarımıza ve temel hukuk ilkelerine ciddi aykırılıklar içeren böyle ucube bir yasa doğmuştur.

         Yıkım projesinin ürünü olan bu yasayla birlikte, İmralı'daki terörist başıyla ve onun Kandil'deki uzantılarıyla yapılmış olan illegal görüşmeler, buluşmalar ve mutabakatlar ve bundan sonra yapılacak bu ve benzeri illegal faaliyetler aklı sıra yasal bir zemine oturtulmaktadır.

         Ancak hem Hükümet hem de muhatapları çok iyi bilmelidir ki Anayasa'nın geçici 15'nci maddesi darbecileri nasıl koruyamadıysa bu yasa da yapanları ve uygulayanları ancak AKP iktidarda olduğu müddetçe koruyacaktır. Uygulayıcılarını aklama peşinde olan bu yasa nedeniyle bu suça ortak olan herkes zamanı geldiğinde yargılanacaktır.

Kanun değişikliği sonucu soruşturma usulleri değiştirilen MİT elemanları hükümet edenlerin hukuka aykırı bir takım işlerini organize eder bir görüntü sergilemeye başlamışlardır.

Ortada yapılan soruşturmaları, “MİT elemanı dolayısıyla izin vermiyorum” diyen bir yapı vardır. MİT’in kendisine verilen görevleri icra ettiği noktasında bizzat hükümet edenlerin ağzından teyitler alındığı için tereddüt te bulunmamaktadır. Dolayısıyla bu süreci de Anayasa’nın 137 nci maddesi kapsamında kısaca değerlendirmek gerekir diye düşünüyorum.

Anayasa’nın Kanunsuz Emri düzenleyen 137’nci maddesini bir kez daha hatırlayacak olursak;

“Kamu hizmetlerinde herhangi bir sıfat ve suretle çalışmakta olan kimse, üstünden aldığı emri,  yönetmelik, tüzük, kanun veya Anayasa hükümlerine aykırı görürse, yerine getirmez ve bu aykırılığı o emri verene bildirir. Ancak, üstü emrinde ısrar eder ve bu emrini yazı ile yenilerse, emir yerine getirilir; bu halde, emri yerine getiren sorumlu olmaz.

Konusu suç teşkil eden emir, hiçbir suretle yerine getirilmez; yerine getiren kimse sorumluluktan kurtulamaz.

Askeri hizmetlerin görülmesi ve acele hallerde kamu düzeni ve kamu güvenliğinin korunması için kanunla gösterilen istisnalar saklıdır.”

Anayasa’nın 137 nci maddesinin birinci fıkrası hükmüne bakıldığında Kanunsuz Emri düzenlemektedir. Buna göre; Kamu hizmetlerinde herhangi bir sıfat ve suretle çalışmakta olan kimse, üstünden aldığı emri,  yönetmelik,  tüzük, kanun veya Anayasa hükümlerine aykırı görürse, yerine getirmez ve bu aykırılığı o emri verene bildirir. Ancak, üstü emrinde ısrar eder ve bu emrini yazı ile yenilerse, emir yerine getirilir; bu halde, emri yerine getiren sorumlu olmaz.

Eğer KCK-PKK yapılanmasıyla OSLO görüşmeleri ile başlayan ve geldiğimiz noktada son dönemlerde operasyonel faaliyetlerde ön plana çıkan MİT’in durumunu yönetmelik, tüzük, kanun veya Anayasa maddelerine aykırı olarak görüyorsak ki öyle olduğu noktasında kuvvetli belirtiler var, bu durumda aykırılığın emri verene bildirildiği ve emrin yinelendiğinden hareketle sorumluluğun emri yerine getirenlerde değil emri verende olması gerekeceği aşikârdır.

Eğer bahse konu süreçler konusu suç teşkil eden emir ise ki öyle olduğu konusunda kuvvetli deliller olduğundan bahisle savcılıklarca soruşturma yapılmıştır ve yapılmaktadır, bu durumda emri yerine getiren de emri verenle

 birlikte Anayasa’ya göre sorumlu olacaktır. Çünkü Anayasa’nın 137/2 maddesi; “Konusu suç teşkil eden emir, hiçbir suretle yerine getirilmez; yerine getiren kimse sorumluluktan kurtulamaz.” hükmünü amirdir.

Bu iki durumdan hangisi gerçekleşmiş olursa olsun İktidar olma mücadelesinde Hükümet edenlerin sorumluluğu mutlaktır. MİT elemanlarının durumu ise eylemlerinin 137 nci maddenin birinci veya ikinci fıkralarından hangisine göre değerlendirildiğine bağlı olarak değişiklik gösterecektir.

Görünen odur ki Anayasa’nın 137’nci maddesi bu günlerde rafa kaldırılmış ve O’na göre Hukuk geçerli olmuştur. Unutulmamalıdır ki hukuk bir gün gelecek yönetenlere de lazım olacaktır. Yakın ve uzak siyasi tarihimiz bunun örnekleri ile doludur.

Bu nedenle,

•   Hukukun üstünlüğünü ve adaleti her alanda hâkim kılacak,

• Anayasanın ilk üç maddesinde anlam bulan esasları güçlendirecek, özgürlükleri esas alacak ve demokratik standartları yükseltecek bir anayasa yapacak,

• Cumhuriyetin temel niteliklerine sahip çıkacak,

• Türkiye Cumhuriyeti devletinin; ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü koruyacak, üniter milli devleti ilelebet baki kılacak,

• Uzlaşma kültürünü geliştirerek, toplumsal dayanışmayı güçlendirecek ve kardeşliği pekiştirecek,

• Temel insan hak ve hürriyetlerini teminat altına alacak,

• Güçlünün değil haklının yanında olan adil bir sistem oluşturacak,

• Milletin değerlerini temsil eden, milletin hizmetinde, güçlü, adil, müşfik ve insani bir devlet anlayışını hâkim kılacak,

• Adaletli, açıklığa dayalı bir yönetim anlayışı benimseyecek ve bu anlayışa uygun kurum ve kuralları oluşturacak,

• Devlet tarafından sunulan hizmetlerin ülkenin her yerinde her vatandaş tarafından erişilebilirliğini ve çağdaş standartlarda olmasını temin edecek,

•  Seviyeli, ilkeli, dürüst, ahlaki siyaset anlayışını hâkim kılacak,

• Ahlaki kirlilik ve yolsuzluklarla kararlı ve etkin mücadele suretiyle temiz siyaset-temiz yönetimi tesis edecek, bir yönetim hedeflemek vatandaşlarımızın rüyası olmamalıdır.

Kanuni Sultan Süleyman, en yüksek duruma getirmiş olduğu devletin akıbetini hayal eder, günün birinde “Osmanoğulları da inişe geçer çökmeye yüz tutar mı” diye derin derin düşünmeye başlar... Bu gibi soruları çoğu zaman süt kardeşi meşhur Alim Yahya Efendi’ye sorduğundan bunu da sormaya niyet eder. Güzel bir hatla yazdığı mektubu keşfine inandığı Yahya Efendi’ye gönderir...

- “Sen İlahi sırlara vakıfsın. Kerem eyle de bizi aydınlat. Bir devlet hangi halde çöker? Osmanoğulları’nın akıbeti nasıl olur? Bir gün olurda izmihlale uğrar mı?” şeklinde mektubunu gönderir.

 Güzel bir hatla yazılmış mektubu okuyan Yahya Efendi’nin cevabı bir bakıma çok kısa bir bakıma içinden çıkılmaz bir hal alır:

- Neme lazım be Sultan’ım!

Topkapı Sarayı’nda bu cevabı hayretle okuyan Sultan, bir mana veremez. Yahya Efendi gibi bir zatın böylesine basit bir cevapla işi geçiştireceğini pek düşünmez. Söylenmeye başlar: “Acaba bilmediğimiz bir mana mı vardır bu cevapta?” Nihayet kalkar, Yahya Efendi’nin Beşiktaş’taki dergâhına gelir. Sitem dolu sorusunu tekrar sorar:

- Ağabey ne olur mektubuma cevap ver. Bizi geçiştirme, soruyu ciddiye al!

- Sultan’ım sizin sorunuzu ciddiye almamak kabil mi? Ben sorunuzun üzerine iyice düşündüm ve kanaatimi de açıkça arz etmiştim.

- İyi ama bu cevaptan bir şey anlamadım. Sadece “neme lazım be Sultan’ım” demişsiniz. Sanki beni böyle işlere karıştırma der gibi bir anlam çıkarıyorum.

- Sultan’ım! Bir devlette zulüm yayılsa, haksızlık şayi olsa, işitenler de “neme lazım” deyip uzaklaşsalar, sonra koyunları kurtlar değil de çobanlar yese, bilenler bunu söylemeyip sussa. Fakirlerin, muhtaçların, yoksulların, kimsesizlerin, feryadı göklere çıksa da bunu da taşlardan başkası işitmese, işte o zaman devletin sonu görünür. Böyle durumlardan sonra devletin hazinesi boşalır, halkın itimat ve hürmeti sarsılır. Asayişe itaat hissi gider, halkta hürmet duygusu yok olur. Çöküş ve izmihlal de böylece mukadder hale gelir...

Bunları dinlerken ağlamaya başlayan koca sultan, söyleneni başını sallayarak tasdik eder, sonra da kendisini böyle ikaz eden bir âlime memleketinin sahip olduğu için Allah’a şükreder.

Geldiğimiz noktada eş başkanlığı yapılan Büyük İsrail projesi doğrultusunda ülkemizin altının oyulduğu, yapılanlara karşı ise vatandaşın önce ekonomik olarak zayıflatılıp sonra kömür ve gıdaya muhtaç hale getirilip duygularının kör edildiği, ezcümle vatandaşımızın ülke sorunlarına karşı duyarsızlaştırıldığı bir dönemden geçmekteyiz.

Bu durumda bizlere düşen görev eski hasletlerimizi kaybetmeden Türkiye’nin ve Türklüğün sorunlarına neme lazım demeyen teşkilatlarımızı diri tutup bir olmak ve Türkiye’nin içinde bulunduğu durum ile ilgili olarak vatandaşı aydınlatma çabalarıyla tüm teşkilatlarımızın yukardaki anekdot doğrultusunda Türkiye’nin ve Türklüğün duyarlı sesi olmaya devam etmeleridir. 

Son olarak sözlerimi günümüzü gözler önüne seren Hüseyin Nihal ATSIZ’ın bir cümlesiyle tamamlamak isterim. "Millet ve vatan haini olmak için mutlaka askeri sırları çalarak para ile düşmana satmak icap etmez. Kendi milletinin düşmanlarına hayranlık beslemek, onların davasını gütmek, kendi kültür ve mazisini inkâr etmek de hainliktir." Diyerek beni burada gecenin bu saatine kadar sabırla dinlediğiniz tekrar teşekkür eder hepinize saygılarımı sunuyorum dedi.

 Daha sonra soru cevap şeklinde gecenin geç saatlerine kadar devam eden sohbetten sonra TÜRKAV Çankırı İl Başkanı İsa Bölükbaşı katılımlarından dolayı

Yrd,Doç.Dr. Ahmet Korhan Mastı hocaya teşekkür ederek günün anısına Tuzdan yapılmış Türkiye haritası üzerine yazılmış isimlik takdim ettiler.

 





  


 

Cumhuriyet Mah. Zeki Ömer Defne Sk. Hasan Kıvrak Apt. No: 4 Daire: 3

                  www.cankiriturkav.org    05334936084                  ÇANKIRI

Bu haber 683 defa okunmuştur.

Delicious  Facebook  FriendFeed  Twitter  Google  StubmleUpon  Digg  Netvibes  Reddit

Güncel

Çankırı TÜRKAV Üç Anlamlı Günü Birlikte Kutlandı

Çankırı TÜRKAV Üç Anlamlı Günü Birlikte Kutlandı Çankırı TÜRKAV “Türkçülük Yürüyüşü ve Hıdırellez ile Anneler Günü” Kutlamasını birlikte gerçekleştirdi.

Çankırı TÜRKAV Üç Mayıs Türkçüler Günü, Hıdırellez Bayramı ve Anneler Gününü Kutluyor

Çankırı TÜRKAV Üç Mayıs Türkçüler Günü, Hıdırellez Bayramı ve Anneler Gününü Kutluyor TÜRKAV Çankırı İl Başkanlığı olarak bu yıl Beşincisini düzenlediğimiz Geleneksel ‘’Türk Milliyetçileri 3Mayıs Türkç...
5555 sayılı Vakıflar Kanunu ne anlama geliyor?28/Ocak/2010

HABER ARA


Gelişmiş Arama

GÜNÜN SÖZÜ

ANKET

Açılım hakkında ne düşünüyorsunuz?






Tüm Anketler

© Tüm hakları saklıdır. Bu sitede yayınlanan tüm veriler bilgi amaçlıdır. Hiç bir surette delil olarak kullanılamaz.ÇANKIRI 2009
RSS Kaynağı | Yazar Girişi | Yazarlık Başvurusu